Vasiyetname Nasıl Düzenlenir?

Vasiyetname Nedir ve Nasıl Düzenlenir?

 

Vasiyetname bir kimsenin ölümünden sonra malvarlığının kaderini tayin ettiği, son dilek ve arzularını dile getirdiği beyanlarıdır. Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlem olması nedeniyle karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Bir diğer yandan tek taraflı bir hukuki işlem olması nedeniyle vasiyet eden kimse istediği zaman vasiyetini değiştirme ve ondan geri dönme hakkına sahiptir.

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu vasiyetnamenin üç farklı şekilde düzenlenebileceğini hüküm altına almıştır; el yazılı, resmi yazılı ve sözlü vasiyetname. Eğer bir vasiyetname düzenlenmek isteniyorsa bu üç şekilden birinden düzenlenmelidir aksi taktirde geçerli bir vasiyetnameden söz edilemez. Aşağıda da ayrıca değineceğimiz üzere sözlü vasiyetname ancak olağanüstü hallerde düzenlenebilen ve çok sıkı şartlara tabi olan istisnai bir vasiyetname şeklidir.

 

El yazılı vasiyetname

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 538. Maddesi;

 

“El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.”

 

Şeklindeki düzenlemesi ile el yazılı vasiyetnamenin nasıl düzenlenmesi gerektiğini açıklığa kavuşturmuştur. Yukarıda da görüldüğü üzere el yazılı vasiyetnamenin geçerli olarak kabul edilebilmesi için başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış, imzalanmış ve vasiyetnamenin yazıldığı günün tarihinin atılmış olması gerekmektedir.

 

 

El yazılı vasiyetname, basit, kolay ve masrafsız bir şekilde her zaman düzenlenebildiğinden sıkça tercih edilen bir vasiyetname şeklidir. Bir diğer yandan vasiyetnamenin gizliliği korunmuş olabilmektedir. Pek tabi tüm bu avantajlarının yanında el yazılı vasiyetnamenin de bazı dezavantajları bulunmaktadır. Şöyle ki; öncelikle el yazılı vasiyetname resmi bir memura tevdi edilmediği müddetçe kaybolma, yırtılma, yıpranma riskiyle karşı karşıyadır, ayrıca el yazılı vasiyetnamede son arzuların sağlıklı bir şekilde beyan edilememiş olması da son derece mümkündür.

 

Resmi yazılı vasiyetname

 

Resmi vasiyetname resmi memur ve tanıkların katılması ile düzenlenen vasiyetnamedir. Resmi vasiyetname iki farklı şekilde yapılabilir; okunarak ve imzalanarak yapılan ve okumadan ve imzalamadan yapılabilen.

 

2.1- Okunarak ve İmzalanarak Yapılan Vasiyetname

 

Vasiyet eden eğer okuyarak ve imzalayarak vasiyetname düzenlemek istiyorsa son arzularını yazılı veya sözlü bir şekilde resmi memura (noter, hakim) bildirir, resmi memur bunun üzerine son arzulara uygun bir şekilde vasiyeti hazırlar, sonrasında okuması ve imzalaması için vasiyet edene verir. Vasiyet eden tarafından okunan ve imzalanan vasiyetnameyi geri alan resmi memur tarihi de yazarak vasiyetnameyi imzalar. Daha sonrasında iki tanık huzurunda vasiyet eden vasiyetnameyi okuduğunu ve son arzularına uygun olduğunu beyan eder, bunun üzerine tanıklar da vasiyet edenin vasiyetnameyi okuduğunu ve son arzularına uygun olduğunu ve vasiyet edenin tasarrufa ehil olduğunu vasiyetnameye yazar ve imzalar.

 

2.2- Okunmadan ve İmzalanmadan Yapılan Vasiyetname

 

Vasiyet eden son arzu ve dileklerini resmi memura bildirir sonrasında resmi memur vasiyet edenin beyanlarına uygun bir şekilde vasiyetnameyi düzenler ve vasiyetnameyi iki tanığın huzurunda vasiyet edene okur. Vasiyetname okunduktan sonra vasiyet eden bu vasiyetnamenin arzu ve dileklerine uygun olduğunu iki tanık önünde beyan eder. Bunun üzerine tanıklarda vasiyetnamenin resmi memur tarafından kendi huzurlarında vasiyet edene okunduğunu, vasiyet edenin vasiyetnameyi son arzu ve dileklerine uygun bulduğunu ve vasiyet edenin tasarrufa ehil olduğunu yazarak vasiyetnameyi imzalar. Son olarak resmi memur da vasiyetnameyi tarih yazarak imzalamasıyla geçerli bir vasiyetname meydana gelmiş olur.

 

Sözlü vasiyetname

 

Sözlü vasiyetname istisnai bir vasiyetname şekli olup sadece olağanüstü koşulların bulunması durumunda el yazılı ve resmi yazılı şekilde vasiyetname yapma imkanının olmadığı durumlarda başvurulabilen bir vasiyetname şeklidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu sözlü vasiyetnamenin yapılabileceği olağanüstü hallere yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık ve savaş hallerini örnek olarak göstermiştir. Olağanüstü koşulların mevcudiyeti durumunda geçerli bir sözlü vasiyetname yapılmak isteniyorsa vasiyet eden kimsenin son arzu ve tasarruflarını iki tanık önünde beyan etmesi gereklidir. Tanıklar bu durumda iki şekilde hareket edebilirler ya vasiyet edenin arzu ve tasarruflarını yer, gün, ay ve yıl belirtecek şekilde yazarak imzalar ve diğer tanığa da imzalatır ya da doğrudan tanıklar mahkemeye başvurarak olağanüstü koşulları ve vasiyet edenin son arzularını hakine beyan ederek tutanağa geçmesini isteyebilirler.

 

İÇTİHATLAR

 

Okur Yazar Olmayan Kişi Vasiyet Düzenlerken Şahitlerin Vasiyetnamenin Okunduğuna Dair Beyanlarının Olması Gerektiğine Dair


Yargıtay 2.HUKUK DAİRESİ Esas:2003-3392 Karar:2003-4805 Karar Tarihi:03.04.2003 

Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: 4722 sayılı kanunun 17. maddesi uyarınca mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir.

Vasiyetçinin okuryazar olmadığı anlaşılmaktadır. Okuma yazma bilmeyenlerin resmi memura vasiyetname düzenlettirmeleri halinde, bu vasiyetnamenin ne şekilde düzenleneceği Türk Kanunu Medenisinin 482. maddesinde gösterilmiştir. Buna göre, resmi memurun (noter); vasiyetçinin son arzularını yazdıktan sonra, hazırlamış olduğu bu vasiyetname metnini vasiyetçiye iki şahit önünde okunması, vasiyetçinin de okunan senedin son arzu ve iradesine uygun bulunduğunu gene iki şahit önünde resmi memura beyan etmiş olması yetmez. Bunların yanında, şahitlerinde <... Vasiyetname metninin kendileri önünde resmi memur tarafından vasiyetçiye okunduğunu...> da beyan etmeleri zorunludur. (TMK. md.482)

Vasiyetnamede şahitlerin <... Vasiyetname metninin kendileri önünde resmi memur tarafından vasiyetçiye okunduğunu...> tevsik eden beyanları yoktur. Bu beyanın yokluğu vasiyetnameyi geçersiz kılar. O halde vasiyetnamenin iptaline karar vermek gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, oybirliği ile karar verildi.

 

EL YAZISIYLA HAZIRLANAN VASİYETNAMELERDE VASİYETNAMENİN DÜZENLENDİĞİ YERİN YAZILMAMASI VASİYETNAMEYİ GEÇERSİZ KILAR


Yargıtay BG.BÜYÜK GENEL KURUL Esas:1951-7 Karar:1952-2 Karar Tarihi:27.02.1952

Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 17.10.1941 tarih ve 3527 esas, 2967 karar sayılı ve 30.4.1951 tarih, 1166 esas, 3354 karar sayılı ilamları arasındaki içtihat uyuşmazlığının çözülmesi Birinci Başkanlığın 11.6.1951 tarih ve 1234 sayılı yazısı ile istenilmesine mebni uyuşmazlık konusunu teşkil eden kararları havi ilam örnekleri çoğaltılarak dağıtılmış ve 27.2.1952 tarihine rastlıyan Çarşamba günü saat 9,5 da müzakerenin başlıyacağı Genel Kurul Üyelerine bildirilmişti.

Bugün toplanan kurula (kırkdokuz) zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra Birinci Başkan Vekili Üçüncü Ceza Başkanı İbrahim Ertem'in Başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu ilam örnekleri okunduktan ve hadise Birinci Başkan Vekili tarafından izah edildikten sonra söz alan;

İcra ve İflas Dairesi Başkanı Aziz Yeğer; Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 17.10.1941 tarihli ilk kararında vasiyetci tarafından yazılan vasiyetnamede tanzim mahallinin yazılması sıhhat şartı olmadığından bahsolunarak vasiyetnamenin tanzim şekline taalluk eden itirazlar reddedilmiş ve ancak tatbike taalluk eden sebeple mahkeme ilamı bozulmuştur.

Bu kararın ittihaz olunduğu tarihde İkinci Hukuk Dairesinde Üye idim. Bu kararda benim de imzam vardır. Bugün müdafaası bana düşmüştür.

Bizi bu kararı ittihaza sevk eden düşünceler,

1) İnsanların son arzularını, vasiyetlerini mümkün olduğu kadar korumaktır.

Vasiyetleri şekle ve bir takım kayt ve şartlara tabi tutmayı zaruri kılan sebepler vardır. İrade selameti (Yani her yönden ehliyet),

Tasarruf hürriyeti, serbestisi, (Cebir, ikrah, hile ve huda, aldanma olmamak),

Ciddiyet ve samimiyet (Şakadan karalamalar, fevri hareketler) gibi vucudu elzem esaslı unsurları sağlamak içindir ki, vasiyetnameler bir takım usullere ve şekillere tabi tutulmuştur.

Yapılışında beyan olunan unsurların gerçek olarak varlığı sezilen bir vasiyeti vasiyetcinin ölümünden sonra korumak gerektir. Çünki bu tasarrufun doğruluğunda ve gönül rızasiyle yapılmış olduğunda şüphe yoktur.

O halde bu tasarruf tanınmalıdır. Bir kimsenin sağlığında yapmış olduğu her hangi bir tasarrufu şu veya bu sebeple bozmak o tasarrufun diğer suretle yenilenmesine mani olmaz. O tasarruf kanunun caiz gördüğü bir hususa taalluk ediyorsa (Kanuna ahlaka, amme intizamına ve menfaatına mugayır olmamak gibi) her vakit tekrarlanabilir. Fakat vasiyet böyle değildir. Vasiyetci ölmüştür. Vasiyetin tekrarı kabil değildir. O halde bu tasarrufun kanuna, ahlaka mugayir olmaması kaydiyle umumi esaslara ve şekil unsurlarına uygunluğu halinde korunması icap eder.

2) - Vasiyet, hayatta olan bir kimsenin mülkiyet ve tasarruf hakkının bir neticesidir. Vasiyet, mülkiyet hakkının tamamiyetine ve mutlakıyyetine dayanır. Herkes malında istediği gibi tasarruf hakkını haizdir. Bir kimsenin mal ve mülkinde vasiyet yolu ile tasarrufu mülkiyet hakkının vasıtasız bir neticesidir. Malı kazanan odur. Dilediği gibi tasarruf hakkı onundur. Buna riayet hukuk kaidelerinin esasını teşkil eder.

Hayatta iken bir kimsenin malında geçmiş zamanlara ait tasarruf hakkını tanımak ve fakat gelecek zamanlara ait bulunanlarını ölümden sonra şöyle böyle birer sebeplerle bozmak mülkiyet hakkının daimlik hassasını silmek, inkar etmek olur. Kanun ruhu buna cevaz vermez.

Kanuni mirascılık, mülkiyet hakkının bir vasfıdır, vasiyet yolu ile tayin edilen mirascılık da mülkiyet hakkının, vasiyet hakkının bir vasfıdır ve neticesidir. Bir adam malını, tasarruf hakkına dayanarak kendisi için aziz saydığı birisine, himayeye muhtaç gördüğü bir müesseseye verir. Bu onun hakkıdır. Tasarruf kudretine dahil bir husustur. Yalnız kanun mutlak vasiyet hakkını bazı düşünceler ile mahfuz hisse sahipleri için takyit etmiştir.

Bu konu vasiyeti caiz gören ve kabul eden esas düşüncelere aykırı düşmez.

Yukarıda beyan olunan iki esas düşünce ile hadiseye uyan maddenin unsurları tetkik ve tahlil olunmuştur.

Medeni Kanunun 485 inci maddesinde, el yazısiyle olan vasiyette;

1) Vasiyetnamenin baştan aşağıya kadar vasiyetci tarafından yazılacağı. Ve yine vasiyetcinin yazdığı bu vasiyetnamenin altını imza edeceği,

2) Vasiyetnamede sene, ay ve günün,

3) Mahallin yazılacağı beyan olunmaktadır.

Vasiyetnamenin baştan aşağı vasiyetci tarafından yazılması ve imza edilmesi lüzumu aşikardır. Bu unsur en başta vasiyetin vasiyetci tarafından yapılmış olduğunu gösterir. Vüsukun en emin en ileri delilidir. Bu unsurun lüzumunda ve sebeplerinde ihtilaf edilmiş değildir. Üzerinde durmağa mahal yoktur.

Vasiyetnameye tarih konması: 1) Vasiyetcinin ehliyetini, irade selametini tayine, 2) Müteaddit vasiyetlerde hangisinin evvel ve hangisinin sonra olduğunu anlamağa ve buna göre infaz isabetini temine yarar. Bunun lüzumu ve faydası her zaman her yerde aşikardır. Bununla beraber tarih kaydının da bir vasiyetnamenin ruhunu ve cevherini taşımadığı şerhlerde bildirilmektedir. Böyle bir tasarrufu düşünen ve yazan elbette aklı basında bir adamdır. Vasiyetnamelerin nasıhını, mensuhunu mündericatından anlamak kabildir. O halde bunun üzerinde şekil perest olarak durmamak doğru olur diyenler vardır. Mesela tarih olarak bir vasiyetnamede pederimin vefatı günü veya her hangi bir hadisenin ve tarihi bir vakıanın günü veya bunlardan şu kadar evvel veya sonra gibi kayıtların bulunması yeter görülmektedir.

Vasiyetnamede mahallin yazılması keyfiyetine gelince; Bu kaydı maddenin aslından kendi kanunumuza olduğu gibi nakletmişiz. Bizde bu kaydın gerçek bir lüzuma istinat edip etmediğine bakmamışız.

Bu kayt kanunun aslında kanunlar ihtilafı sebebiyle girmiştir. Orada memleketin bir kısım yerinde yalnız resmi memur huzurunda yapılan resmi şekildeki vasiyetnameler muteberdir. El yazısıyla olan vasiyetnameler muteber değildir. Diğer yerlerde el yazılı vasiyetnameler muteberdir. Sonraları el yazılı vasiyetnamelerin de muteber sayılmıyan yerlerde muteberiyeti kabul edilmiştir.

El yazısıyla olan bir vasiyetname, acaba kanunun muteber saymadığı yerde mi yoksa muteber saydığı yerde mi yazıldı. Bunu anlamak gerektiği için mahal kaydının vasiyetnameye derci lüzumlu görülmüştür.

Fakat bizde mahal kaydının lüzumunu gerektirir bir sebep yoktur. El yazısıyla olan bir vasiyetnamenin İstanbul'da veya Erzurum'da yazılmış olmasının hiç bir farkı ve kıymeti yoktur. Kanunun mehazı olan yere tesiri dokunmuş olan diğer eski bir yer için bu kayıt lüzum ifade eder. Bununla beraber oralarda da bu kaydın lüzumu üzerinde şekil perestlikle durulmaması tavsiye olunuyor. Mesela vasiyetnameyi köşkümde yazdım diyenin müteaddit köşkü olsa bile vasiyetini muteber saymanın doğru olacağı bildiriliyor.

Beyan olunan sebeple maddedeki mahal kaydı bir amir hüküm olamaz. Çünki, amir hükümler her halde bir lüzum ve zaruret ve faideye istinat eder. Amir hükmün mümeyyiz vasfı budur. Bir lüzum ve zarurete dayanmıyan ve hiç bir faide sağlamıyan bir kayt için amir hüküm denemez.

Sonra mahal kaydı vüsuku sağlamaz. Vüsuku sağlıyan el yazısı ve el imzasıdır.

Bu düşünceler ile vasiyetcinin ölümü ile artık tekrarı kabil olmıyan bir vasiyeti korumak ve vasiyetcinin mülkiyet hakkına, tasarruf hakkına saygı göstermek için ilk karar ittihaz edilmiştir. Ve anın doğruluğuna kail bulunuyorum. Takdir yüksek heyetindir.

İkinci Hukuk Dairesi Başkanı Zeki Çakır; Ölüme bağlı tasarruflardan vasiyetin şekilleri: Resmi vasiyet, el yazısı ile vasiyet, şifahi vasiyet olmak üzere üçtür. Resmi vasiyet, vasiyetcinin okuma yazma bilip bilmemesine göre şekli tanzimi 480, 481 ve 482 inci maddelerde ve el yazısiyle vasiyetin ne şekilde yapılacağı 485 inci ve şifahi vasiyetin şekli de 486 maddelerde gösterilmiştir.

İhtilaf konusu olan el yazısiyle vasiyetnamenin ne şekilde yapılacağı 485 inci maddede aynen şöyle beyan edilmişdir. (Vasiyetcinin, bizzat tanzim ettiği vasiyetname, baştan aşağı kadar tanzim edildiği mahal, sene ay ve gün dahi dahil olduğu halde bizzat kendi el yazısiyle yazılmış ve imza edilmiş olmak lazımdır. Bu suretle tanzim edilmiş olan vasiyetname açık veya kapalı olarak hıfzedilmek üzere sulh hakimine veya Katibi Adil veya Memura tevdi olunur.) diye açık ve kesin olarak gösteriyor.

Vasiyetname kanunun kabul ettiği şekillerde yapılacak bir tasarruf şeklidir. Onun tanzimi için kanunen mevzu bütün merasime riayet edilmek gerekir. Çünki vasiyetname ahkamı vasiyeti yapanın vefatından sonra icra olunacak bir tasarruf olduğu ve kendisine isnat olunan arzulara karşı itiraz etmek için hazır bulunamayacağı cihetle bu arzuların hakıkata mukarenet ve samimiyeti kanun nazarında mütekeffel olan şekillerde tespit edilmiş olması lazım gelir, aksi takdirde keyfiyeti Hakimin takdirine bırakmak ile indi kararlara meydan verilmiş olur. Tasarrufu yapan kimsenin arzusunun hakiki ve tam olarak ifade edilebilmesini teminen Vazu Kanunun emrettiği bütün tedabiri esasa müteallik telakki ve kabul etmek ifrat derecede şekil perestlik addolunmamalıdır. Çünki, kanunumuz vasiyetnamenin yapılmasını diğer şekle bağlı tasarruflardan daha ileri bir dikkatle daha sıkı bir şekil çerçevesi içine sokmuştur. Binaenaleyh kanuni bütün kayıtları tahakkuk ettirerek muayyen şekillerden birine uygun surette izhar olunmak icap eder. Maddedeki (Tanzim edildiği mahal) kaydının ihmali doğru olamaz. Ve bu fıkranın lüzumsuz ve haşiv olduğunu da kabule imkan yoktur. Vazu Kanuna böyle bir zühul atfedilemez. Vazu Kanun el yazısiyle yapılacak vasiyetnamelerde tanzim edildiği zaman ve mekanın gösterilmesini unsur olarak kabul etmiştir. Nasıl ki, (Tanzim edildiği sene ve ay ve gün) gösterilmeyen yani tarihsiz olan vasiyetnameyi mücerret vasiyetcinin yazı ve imzasını havidir diye muteber saymadığımız gibi mahalli tanzimi gösterilmeyen vasiyetnamelerin de muteber sayılmaması icap eder.

Belki kanunun koyduğu bu hüküm biraz fazla ağır görülürse de, kanun hükmü sarihtir. Takdir yüksek heyetindir.

Üye M. Tahir Sebük; El yazısiyle vasiyetlerde, vasiyetnamenin tanzim mahallinin zikredilmemesinin vasiyetnamenin muteberliğine halel vermiyeceği üstat Aziz Bey Ef. tarafından beyan buyurulmuş ve mahal unsurunun kanunda zikredilmiş olmasının münhasıran kanunlar ihtilafında ehemmiyet arzedeceği ve eski Almanya ve İsviçre gibi memleketimizde mahalli kanunlar ihtilafı mevcut olmadığından vasiyetnamede mahal zikrinin ameli hiç bir kıymeti bulunmadığı mucip sebep olarak zikredilmiştir. Bendeniz şahsan bu mülahazaya iştirak etmiyeceğim, Medeni Kanunumuzun 485 inci maddesiyle el yazısiyle vasiyetlerde tanzim mahallinin vasiyetci tarafından yazılması vasiyetnamenin bir sıhhat şartı olarak kabul edilmiştir. Borçlar Kanununun on birinci maddesine göre de kanunun emrettiği şeklin şümul ve tesir derecesi hakkında başka bir hüküm tayin olunmamışsa kanunun koyduğu şekle riayet şarttır. Bu hükümler muvacehesinde (Mahal) unsurunu bertaraf etmeğe imkan yoktur. Filhakika sayın üstadın buyurdukları gibi vasiyetnamede mahal zikredilmesi kanunlar ihtilafında ehemmiyet arzeder. Mahal zikrinin böyle bir faydası varsa bunu yalnız mahalli kanunlar ihtilafı bakımından nazara almak caiz olmaz. Bu takdirde bu unsurun Devletler arası kanunlar ihtilafında da ehemmiyet arzettiğini kabul etmek icap eder. Kanunlardaki bazı kayıtların kanunun tedvin edildiği anlardaki şartların ortadan kalkması ile hükümden düşmüş telakki edecek olursak bu suretle bir çok hükümlerin tatbik edilmemesini temin etmiş oluruz. Mevzu el yazısiyle vasiyete müteallik olduğu için misali el yazısiyle vasiyetten alıyorum, el yazısiyle vasiyetlerde tarih yazılması da el yazısiyle vasiyetin sıhhat unsurlarından birisidir. Kanun Vazu bunu niçin kabul etmiştir? Malum olduğu üzere Kanun Vazunın bu hususdaki düşüncesi mükerrer vasiyetlerden hangisinin evvel, hangisinin sonra olduğunu tayin maksadına dayanır. Şu halde bir tek vasiyet ortaya çıkdığında tarih unsurunu aramamak lazım gelir, çünki vasiyetcinin son arzusunu belirten yegane vasiyettir. Bu mülahazaları mebde hareket ittihaz edecek olursak böylece (mahal) unsurunu (tarih) unsurunu bertaraf etmiş oluruz. Halbuki, Kanun Vazu bunlardan her birini ayrı ayrı birer sıhhat unsuru olarak kabul etmiştir. Ve bunları kabulde oldukça ciddi sebepler vardır.

Bir el yazısiyle vasiyetde zaman ve mekan unsurları vasiyetnamenin vüsukunu temine yarayan belli başlı unsurlardır.

Bu itibarla bendeniz İkinci Hukuk Dairesinin el yazısiyle vasiyetlerde tanzim mahallinin zikredilmesinin vasiyetnamenin sıhhat ve muteberlik şartı olduğu yolundaki içtihadının isabetli olduğu ve bunun aksine olan içtihadın kanuna uygun bulunmadığı kanaatındayım.

Üye Mehmet Arıkan; El yazısı ile olan vasiyetnamede tanzim mahallinin gösterilmemesi vasiyetnamenin butlanını mucip olup olmadığı meselesini Fransız, Alman, İsviçre ve Türk Medeni Kanunları ve mahkeme içtihatları bakımından tetkik edeceğiz.

Fransız Medeni Kanununun 970 inci maddesi el yazısı ile olan vasiyetnamenin bizzat vasiyetci tarafından yazılmasını, tarihinin atılmasını ve imza edilmesini amir bulunmaktadır.

Kanun tanzim mahallinin vasiyetnamede gösterilmesini şart koymadığından bunun gösterilip gösterilmemesi vasiyetin sıhhatı üzerinde bir tesiri haiz değildir. Ancak kanunun tarihin gösterilmesine dair kaydını Fransız Doktirin (doctrine) ve mahkeme içtihatları vasiyetnamenin sıhhat şartlarından addetmektedir. (M. Planiol, Dallos).

Alman Medeni Kanunu ise 2231 inci maddesinde vasiyetnamenin vasiyetci tarafından yazılmasını, imza edilmesini, tanzim mahallinin ve tarihinin gösterilmesini amir bulunmakta idi. Bilahara Medeni Kanunun bu maddesi vasiyetname ve miras mukavelenamelerinin tanzimine dair 31 Temmuz 1938 tarihli kanunla ilga edilmiştir. Bu kanunun 21 inci maddesinde vasiyetnamenin vasiyetcinin el yazısiyle yazılması ve onun tarafından imza edilmesi emredilmekte ve tanzim mahalli ile tarihinin zikrinin zaruri olmadığı ancak bunların iraesinin şayanı tavsiye olduğu tasrih olunmaktadır. Bu kanunun gerekçesinde Medeni Kanundaki vasiyete ait hükümlerin formalist olması ve bilhassa mahal gösterilmemesi yüzünden vasiyetnamelerin Alman Temyiz Mahkemesince iptali yeni kanunun neşrine amil olduğu zikredilmektedir. (Dr. Otto Palandt).

İsviçre ve Türk Medeni Kanunlarına gelince: İsviçrede (Madde: 505) ve Türk (Madde: 485) Medeni Kanunları da vasiyetcinin bizzat tanzim ettiği vasiyetnamenin baştan aşağı kadar tanzim edildiği mahal, sene, ay ve gün dahi dahil olduğu halde vasiyetcinin el yazısiyle yazılmasını ve imza edilmesini amir bulunmaktadır. (Doktirin -doctrine)

İsviçre şarihlerinden N. Rossel, A. Curti, P. Tour vasiyetnamede tanzim mahallinin gösterilmesini esaslı merasimden addetmekde ve tanzim mahalli gösterilmediği takdirde vasiyetin batıl olacağı mutalaasında bulunmaktadırlar.

İsviçre Federal Mahkemesinin içtihadı:

P. Tour tanzim mahallinin zikrinin esaslı merasimden olduğuna ve matbu olan tanzim mahallinin kafi olmadığına dair İsviçre Federal Mahkemesi kararlarını misal olarak göstermektedir.

Brodtbeek ve arkadaşları tarafından neşredilmiş olan Bundesgerichts praxy Zum Zivilgesetzbuch nam eserde bizim 485 inci maddeye tekabül eden İsviçre Medeni Kanununun 505 inci maddesi altında zikredilen Federal Mahkemesi kararlarında da:

1- 505 inci maddenin şekle ait hükümlerinin vasiyetnamenin sıhhat şartları olduğu,

2- Tanzim mahallinin gösterilmesindeki gayenin vasiyetinamenin tarihine ikmal ve bunun hakikata uygun olup olmadığına dair yapılacak tetkikatı teshil olduğu,

İçtihadında bulunulmuştur.

Yukarıdaki maruzata ve kanunun emrettiği şekle riayetsizlik aktin butlanını mucip olacağına dair Borçlar Kanununun on birinci maddesi sarahatına binaen el yazısı ile yapılan vasiyetnamede tanzim mahallinin gösterilmesi vasiyetin sıhhat şartlarından olduğu ve bu şartı ihtiva etmeyen vasiyetnamenin batıl olduğu mutalaasındayız.

Demeleriyle aşağıdaki karar ittihaz olundu:

Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 17.10.1941 tarih ve 296/3527 sayılı ilamı ile (El yazısiyle tanzim edilen vasiyetnamelerde tanzim mahallinin yazılmasının bir sıhhat şartı olmadığı), 30.4.1951 tarih ve 3354/1166 sayılı ilamı ile de (Tanzim mahallinin vasiyetnamede gösterilmemesi Medeni Kanunun 485 inci maddesinin amir hükmüne muhalif bulunması sebebiyle el yazısiyle vasiyetin muteber bulunmadığı) içtihat edilmiş olduğundan dairenin bu iki ilamı arasındaki içtihat uyuşmazlığı açıktır.

Genel Kurul Üyelerinden bazıları bu mübayin içtihatlardan mahal şartının bir muteberlik şartı olmadığına dair olan içtihadın daha doğru olduğu kanaatını izhar ederek; vasiyetnamede mahal gösterilmesinin münhasıran kanunlar ihtilafında ehemmiyet arzettiğini, kanunlar ihtilafına taalluk eden sebeplerin nazara alınmasında Alman Medeni Kanununun tedvini sıralarındaki Almanyanın iç durumunun esaslı amil olduğunu, Alman Medeni Kanunundan daha sonra kabul edilen İsviçre Medeni Kanununda da mahal kaydı aynı sebeplerle yer aldığını halbuki, memleketimizin siyasi şekli itibariyle mahal kaydının memleketimiz için hiçbir ehemmiyet arzetmediğini, buna mukabil, vasiyetnamede (mahal) zikrinin bir muteberlik şartı olarak kabulü halinde vasiyetçiler tarafından mahal zikredilmesinin umumiyetle ihmal edilmesi yüzünden bir çok vasiyetlerin hükümsüz sayılacağını mucip sebep olarak beyan etmişlerdir.

Bu mülahaza ve istinap ettiği mucip sebepler çoğunlukça isabetli ve kanuna uygun görülmemiştir. Filhakika Medeni Kanunun 485 inci maddesiyle el yazısiyle vasiyetde mahal zikri vasiyetnamenin bir şekil şartı olarak tayin olunmuştur. Umumi bir mahiyet taşıyan Borçlar Kanununun onbirinci maddesinin ikinci fıkrasına göre de kanunun emrettiği şeklin şümul ve tesir derecesi hakkında başka bir hüküm tayin olunmamışsa kanunun koyduğu şekle riayet olunmadıkça hukuki muamele sahih olmaz.

Binaenaleyh kanunun bu açık hükümleri karşısında nazari mülahazalara müsteniden kanunun el yazısiyle tanzim edilecek vasiyetlerde muteberlik şartı olarak kabul ettiği unsurlardan (mahal) unsurunu bertaraf etmeğe imkan yoktur. Kaldı ki, zikrolunan mülahazalar isabetli de değildir. Şöyle ki: 1 Ocak 1900 tarihinde yürürlüğe konan Alman Medeni Kanunu ile (mahal) kaydının el yazısiyle vasiyetin bir muteberlik şartı olarak kabulünde sadece Alman Medeni Kanununun meriyetinden evvelki Almanya'nın iç durumu ve mahalli kanunlar ihtilafı amil olmuş değildir. O zamana kadar resmi vasiyetten başka bir vasiyet tarzı kabul etmemiş olan Almanya Medeni Kanunu ile el yazısiyle vasiyeti kabul ederken her türlü tehlikeleri bertaraf etmek için sıkı bir şekil ihtiyar etmiştir. Kanunumuzun mehazı olan İsviçre Medeni Kanununa gelince; Hükümet tasarısında mevcut mahal şartının tayyı teklif edilmiş ise de, neticede Fransızca Raportör Rossel'in teklifi üzerine bu şart kanunun nihai metninde ipka edilmiştir. Bugün İsviçre'de nazariyyat ve tatbikat el yazısiyle vasiyetlerde (mahal) zikrinin bir şekil şartı olduğu merkezindedir.

Bu unsurun bir şekil şartı olarak kabulünü icap ettiren ciddi sebepler de vardır. Mahal zikri vasiyetcinin zaman hakkındaki beyanını itmam ettiği gibi, belgenin vüsukunu tahkik için gerekli unsuru temin eder ve kabili tatbik hukukun tayini bakımından ehemmiyeti haiz olabilir.

Netice; El yazısiyle tanzim edilen vasiyetnamelerde tanzim mahallinin zikredilmesinin vasiyetnamenin muteberlik şartı olduğuna ve Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin bu yoldaki içtihadının isabetli ve kanuna uygun bulunduğuna 27.2.1952 tarihinde oyların üçte ikisini geçen çoğunlukla karar verildi.

 

 

Vasiyetname nedir, vasiyetname nasıl düzenlenir?, vasiyetname nasıl hazırlanır, vasiyetname avukat, vasiyetname avukatı, vasiyetname avukat bağdat caddesi