İçtihatlar / Mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı satış

T.C YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2013/ 1-1634
Karar: 2015 / 1531
Karar Tarihi: 10.06.2015


ÖZET: Temlik tarihinde miras bırakanın ekonomik durumunun iyi olması, taşınmaz mal satma ihtiyacının bulunmaması, 

taşınmazın temlik tarihindeki gerçek değeri ile akitte gösterilen değeri arasında fahiş fark bulunması, davalının torunu olup,

temlikin yapıldığı tarihte on altı yaşında olması ve alım gücünün bulunmaması; öte yandan miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten

paylaştırma savunmasının, ancak mirasçılar arasında söz konusu olabileceği ve davalının da mirasçı olmadığı dikkate alındığında bu savunmaya

değer verilemeyeceği; miras bırakan tarafından yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı anlaşıldığından,

davanın kabulü gerektiğine değinen bozma ilamına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

(4721 S. K. m. 706) (6098 S. K. m. 237) (2644 S. K. m. 26)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bodrum 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin

davanın reddine dair verilen 24.11.2011 gün ve 2007/342 E.-2011/529 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 04.07.2012 gün ve 2012/4729 E.-2012/8447 sayılı ilamı ile;

(...Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, paylaştırma savunması benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan İ. Ö.'in çekişme konusu 315 parsel sayılı taşınmazını 25.12.1985 tarihli akitle oğlu İ.'ten

olma torunu davalı İ.'e satış suretiyle devrettiği, davalının akit tarihinde yaşının küçük olması nedeniyle anne ve babasının velayeten alımı kabul

ettikleri; miras bırakanın 29.3.2006 tarihinde ölümü ile mirasçıları olarak davacı kızı G. ve dava dışı oğulları İ. ve F.'nin kaldığı görülmektedir.

Davacı, miras bırakanın yaptığı temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Davalı ise, satış bedelinin anne ve babası tarafından ödendiğini, miras bırakanın başka taşınmaz almak için dava konusu taşınmazı sattığını,

dedesinin davacıya ve çocuklarına da taşınmaz aktardığını savunmuştur.

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür.

Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun

bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye

kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme

tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde

öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi

sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün

diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki

delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin

gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup

bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan

arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan miras bırakan, sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa,

mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.

Somut olayda, gerçekten miras bırakanın 3972 parsel sayılı taşınmazda davacı G. ve çocukları A. N. ile S.'e de pay temlik ettiği sabittir.

Ne var ki, paylaştırma savunmasının ancak mirasçılar arasında dinlenebileceği, davalının İ. Ö. mirasçısı olmayıp savunmasına itibar edilemeyeceği kuşkusuzdur.

Davalı bu beyanı ile bedel ödemediğini zımnen kabul etmiştir. Esasen, toplanan deliller de muvazaa olgusunu desteklemektedir.

Dava konusu taşınmazın akit tarihindeki gerçek değeri ile akitteki değeri arasında fahiş fark bulunması, davalının temlik tarihinde 16 yaşında olup

alım gücü bulunmaması işlemin danışıklı oluğunu göstermektedir.

Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.

Davacının temyiz itirazı yerindedir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda,

mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davacının babası ve davalının dedesi olan miras bırakanları ....tarafından 315 parsel sayılı taşınmazın,

mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak davalı toruna temlik edildiğini, davalının yaşının küçük olması nedeniyle

temlikin anne ve babası aracılığıyla yapıldığını, temlik satış olarak gösterilmişse de, gerçekte bağış olduğunu ileri sürerek, miras payı oranında tapu

iptal ve tescil istemiştir.

Davalı vekili, satışın gerçek olduğunu, muvazaa bulunmadığını, bedelin anne babası tarafından ödendiğini, miras bırakanın davacı ve çocuklarına

da taşınmaz temlik ettiğini, mal kaçırma kastı olmadığının bu temlikten de belli olduğunu, murisin taşınmazı daha değerli olan 1021 parsel sayılı

taşınmazı almak için sattığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalının muris ...... ekonomik durumunun iyi olduğu, ihtiyacından dolayı taşınmazı satmasını gerektirecek bir durum olmadığı,

tanık beyanları ile sabit olduğu ve resmi akit tablolarından da anlaşıldığı üzere, muris İ. Ö.'in o yıllarda 2/5 hissesi bulunduğu 1021 parsel numaralı

taşınmazı izale-i şüyu satış memurluğundan 12.150.000 TL bedelle 10.01.1986 senesinde satın aldığı, dava konusu 315 parsel numaralı taşınmazın

tapuda satış tarihinin ise bu ihalenin yapıldığı tarihten daha önce 28.12.1985 tarihi olup tapudaki işlem tarihlerinin tanık beyanlarını doğruladığı,

diğer tanıkların da davalının babası İ.'in bu yeri satın alabilmek için dolmuşunu ve malvarlığını satıp borç aldığı ve oğlu namına taşınmazı satın

aldığını beyan ettikleri, tanık beyanları ile tapudaki işlem tarihlerinin birbirlerini doğrular nitelikte olduğu, kaldı ki yapılan satış işlemi bağış niteliğinde

kabul edilse bile tanık beyanlarına göre de muris İ..... sağlığında tapuda 3972 parsel sayılı taşınmazın 12432/16432 hissesini davacı G....2000/16432

payının davacının çocuğu A... ve S...verdiği bu taşınmazın o tarih itibariyle dava konusu taşınmazdan daha değerli olduğunun resmi kayıtlardan anlaşıldığı,

herkesin haklarını kullanırken iyi niyet kurallarına uymak zorunda olduğu, murisin davacıya da dava konusu taşınmaza karşılık daha değerli başka

bir mal verdiği bu şekilde mirasçılar arasında denge kurmayı amaçladığı halde davacının davalıya ait yere de göz koymasının iyi niyet kurallarıyla

bağdaşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, tanık anlatımları ve tapu kayıtlarına göre muris İ. Ö.'in 10.01.1986 tarihinde izale-i şüyu satış memurluğundan 1021 parsel sayılı

taşınmazı izale-i şüyu satış memurluğundan kendisine ait 2/5 hissesi dışındaki 3/5 hissesini satın aldığı, bu hisseyi almadan önce yaklaşık 10-15 gün

önce de dava konusu taşınmazı 28.12.1985 tarihinde davalıya devrettiği, taşınmaz 29.06.1987 tarihinde tescil edilse de, ihale bedeli daha önce yatırıldığı,

satış dosyasının kesinleşmesi ve tescil işlemlerinin 1-1.5 yıl sonra olduğunun anlaşıldığı, bu yöndeki tanık beyanları ile tapu kayıtlarının da birbirini

doğruladığı, yine tanık beyanlarına göre davalının babası ..... kendine ait dolmuş hattını ve bir takım mal varlığını sattığı hatta bir kısmını borç aldığı

bu şekilde dava konusu taşınmazın parasını denkleştirip babasına verdiğinin de sabit olduğu, Yargıtay bozma gerekçesinde bu husus üzerinde durulmadığı,

halbuki yukarıdaki olayın tutarlı tanık beyanları ve tapu kayıtları ile açıkça ispatlandığı, bu yönde tutarlı deliller varken bu hususu çürütecek, satışın

muvazaalı bedelsiz hibe olduğuna yönelik davalı tarafından soyut, somut nitelikte vakıalarla desteklenmeyen tanık anlatımları dışında inandırıcı bir delil

de getirilmediği, somut olayda taşınmazın parasını bizzat davacının değil davalının babası İ. Ö.’in verdiği, o tarihte davalının 16 yaşlarında olduğu ve

babası İ.'in yanında yaşadığı, kendi başına taşınmazı alabilecek ekonomik gücünün bulunmadığı konusunun nizasız olduğu, ancak olayda taşınmazın

parasının babası tarafından ödendiği tescilin oğlu üzerine yapıldığı, bu durumun temlikin hibe olduğunu göstermeyeceği gibi davalının o yıllarda babasının

yanında yaşamasının da gözetildiğinde ülkemizde yaşam biçimi, aile ilişkileri ve sosyal gerçekler dikkate alındığında son derece olağan sık sık karşılaşılan

bir durum olduğu, ortada tapu kayıtları ve bunu destekleyen tanık beyanları var iken ve bunun aksi de ispatlanamamış olduğu halde; davalının paylaştırma

savunmasının bedel ödenmediğinin zımnen kabul edildiği” sonucuna ulaşılmasının dosya kapsamına uygun olmadığı, adalet ve hakkaniyet ile bağdaşmadığı,

bu tür bir hükümden murisin diğer mirasçılara da mal paylaştırıldığı halde davalı taraf elindeki parasını ödediği maldan da mahrum kalması sonucunun ortaya

çıkacağını; ikinci olarak, işlem bağış niteliğinde kabul edilse bile; miras bırakan İ.... bozma gerekçesinde belirttiği gibi dava konusu taşınmazdan devir

tarihleri itibariyle daha değerli olan Turgutreis Beldesi 3972 parsel sayılı taşınmazdaki 12432/16432 hissesini kızı davacı G. D.'a bıraktığı, yine davacının çocukları A.... de hisse verdiği, burada murisin esas olarak mirasını paylaştırma gayesi güttüğü davacıya ve ayrıca davacının çocuklarına da aynı şekilde hakkaniyetli ve adaletli şekilde mal paylaşımı yaptığı,

taraflar arasında bu konuda bir niza da olmadığı, tarafların buradaki asıl iradelerine bakılması gerektiği, olayda murisin mirasını çocukları arasında

paylaştırma amacını güttüğü, işleme bizzat katılan davalının babası İ. Ö.'in kendi hakkını çocuğu üzerine tescil ettirmiş olması karşısında işlemin asıl tarafının

yine kendisi olduğu, tescilin oğlu davalı üzerine yapılmış olmasının murisin mirasını paylaştırma amacı gütmediği ve işlemin hibe olduğu sonucunu

doğurmayacağı gibi işlemin asıl tarafının davacının babası İ. olduğu hususunu da değiştirmediği, bu konuda yapılan şekli işlemlerden ziyade tarafların

esas iradelerine bakmak ve asıl iradelerini yorumlamak, murisin güttüğü esas amacı dikkate almak gerektiği, dolayısı ile tapudaki işlem tarihi itibariyle

kendisine daha değerli bir taşınmaz verilmiş iken yine kök murisin üstelik aynı yöndeki işlemi davacının kendi çocukları S. ve A. N. için de yapmış

iken, sırf bu nedene dayanarak davalının kök muris İ.'in mirasçısı olmadığı iddiası ile muvazaa iddiasında bulunmasının hakkın açıkça kötüye kullanılması

olduğu, üçüncü olarak da, murisin tapuda kayıtlı başka ve daha değerli ve büyük taşınmazları bulunduğu (Turgutreis beldesi 3077, 3080 ve 299 parseller)

gözetildiğinde eğer muris kızlarını mirastan mahrum bırakmak amacı güttü ise bu taşınmazlarını da davalı ya da babasına devretmesi beklenirken bundan

kaçınmış olmasının da murisin davalıyı mirastan mahrum bırakma amacı gütmediğini mirasçılarına sağlığında eşit şekilde mal paylaştırma amacı güttüğünü

gösterdiği, diğer yandan tapudaki satış bedelinin düşük gösterilmesinin de muvazaayı göstermeyeceği, harcı az ödemek için bu şekilde gösterildiği, tapudaki

değerin murisin gerçek satış değeri olmadığı gibi olaydan 25-30 sene geçmiş iken özellikle turizmin patlama yaptığı taşınmaz değerlerinde yıldan yıla

enflasyonla bağdaşmayacak şekilde enflasyonun kat kat üzerinde, orantısız artışlar olduğu gözetildiğinde 25-30 yıl öncesinin gerçek satış değerinin de

sağlıklı şekilde tespitinin de mümkün olmayıp esasen mahkeme hükmün sağlıklı tespit edilemeyen taşınmaz değeri üzerine dayandırılmasının da sağlıklı

bir sonuç doğurmayacağı, davacının dava açmaktaki amacının esasen her birine düşen taşınmazların daha sonraki 25-30 yıl içinde turizmin gelişmesi ve

imar durumlarının farklılaşması sonucu değerlerinin kendi aleyhine olacak şekilde farklılaşması nedeniyle kendi taşınmazının değersiz hale geldiğini

düşünmesi olduğu, temlikin muvazaalı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, dava konusu 315 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan tarafından torunu davalıya temlikinin mirasçıdan

mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan .... 29.03.2006 tarihinde vefat ettiği, geriye kızı davacı G., oğlu F. ve davalının babası İ.’in kaldığı,

miras bırakan tarafından 315 parsel sayılı taşınmazın 25.12.1985 tarihinde 3.900.000.-TL bedelle 1969 doğumlu olan davalı İ.’e anne ve babası

aracılığı ile satış suretiyle temlik edildiği, yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın temlik tarihi itibariyle değerinin

10.000.000-TL(eski Türk Lirası) olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, temlik tarihinde miras bırakanın ekonomik durumunun iyi olması, taşınmaz mal satma ihtiyacının bulunmaması, taşınmazın temlik

tarihindeki gerçek değeri ile akitte gösterilen değeri arasında fahiş fark bulunması, davalının torunu olup, temlikin yapıldığı tarihte 16 yaşında olması

ve alım gücünün bulunmaması; öte yandan miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten paylaştırma savunmasının, ancak mirasçılar arasında söz

konusu olabileceği ve davalının da mirasçı olmadığı dikkate alındığında bu savunmaya değer verilemeyeceği; miras bırakan tarafından yapılan temlikin

mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı anlaşıldığından, davanın kabulü gerektiğine değinen bozma ilamına uyulması gerekirken,

direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, istek halinde

temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 10.06.2015 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)