Son güncelleme: 30 Eylül 2026
Malpraktis davasında Adli Tıp Kurumu veya başka bir bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor, davanın sonucunu önemli ölçüde etkileyebilir. Ancak bilirkişi raporu kesin delil değildir ve mahkeme raporla bağlı değildir.
Bir bilirkişi raporuna etkili biçimde itiraz etmek için yalnızca “raporu kabul etmiyoruz” demek yeterli değildir. Raporun hangi tıbbi kaydı değerlendirmediği, hangi bulguyla çeliştiği, hangi soruyu cevaplamadığı ve ulaştığı sonucun hangi bilimsel basamaklarının eksik olduğu somut olarak gösterilmelidir.
Özellikle tıbbi malpraktis davalarında raporun kendisi kadar önemli olan husus, raporun nasıl denetlendiğidir.
Bu yazıda;
-
malpraktis davasında bilirkişi raporuna nasıl itiraz edileceği,
-
Adli Tıp Kurumu raporunun hangi hâllerde hükme esas alınamayacağı,
-
yeni bilirkişi heyeti veya üniversite heyeti talep edilip edilemeyeceği,
-
rapordaki tıbbi ve mantıksal çelişkilerin nasıl tespit edileceği,
-
aydınlatılmış onam ve organizasyon kusurunun nasıl inceleneceği,
açıklanmış; yazının devamında gerçek bir malpraktis dosyasında hazırlanmış bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin anonimleştirilmiş örneğine yer verilmiştir.
Malpraktis davalarının genel hukuki yapısı için ayrıca Doktor Hatası Tazminat (Malpraktis) Davası Nedir? başlıklı incelememize bakılabilir.
Malpraktis Davasında Bilirkişi Raporuna İtiraz Nedir?
Malpraktis davalarında hekimin veya hastanenin tıbbi standarda uygun davranıp davranmadığı çoğu zaman özel ve teknik bilgi gerektirir. Bu nedenle mahkemeler HMK m.266 kapsamında bilirkişi incelemesine başvurur.
Ancak bilirkişinin görevi mahkemenin yerine geçerek hüküm vermek değildir.
Bilirkişi;
somut tıbbi kayıtları incelemek, tıbbi standardı belirlemek, yapılan müdahaleyi bu standartla karşılaştırmak ve ulaştığı sonucu bilimsel gerekçeleriyle açıklamak zorundadır.
HMK m.279 uyarınca bilirkişi raporunda incelemeye konu maddi vakıalar, yapılan değerlendirme, gerekçe ve sonuç bulunmalıdır.
HMK m.282 gereğince ise hâkim bilirkişi görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Dolayısıyla bir raporun Adli Tıp Kurumu veya başka bir resmî bilirkişi kurumu tarafından hazırlanmış olması, raporu yargısal denetimin dışına çıkarmaz.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Süresi Ne Kadardır?
HMK m.281 uyarınca taraflar, bilirkişi raporunun kendilerine tebliğinden itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların tamamlattırılmasını, belirsizliklerin açıklattırılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını talep edebilir.
Malpraktis dosyalarında bu süre yalnızca usulî bir süre olarak görülmemelidir.
Çünkü bilirkişi raporuna yapılacak itiraz;
rapordaki tıbbi eksikliklerin ortaya konulması, mahkemeden yeni inceleme talep edilmesi ve ileride başvurulabilecek istinaf veya temyiz yollarının altyapısının kurulması bakımından önem taşır.
Adli Tıp Kurumu Raporu Kesin Delil midir?
Hayır.
Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen bir bilirkişi raporu da diğer bilirkişi raporları gibi mahkemenin değerlendirmesine tabi bir delildir.
Raporda;
somut tıbbi kayıtların değerlendirilmemesi, tarafların temel iddialarının karşılanmaması, bilimsel gerekçenin açıklanmaması, birbirine aykırı tespitlerin bulunması veya uyuşmazlığın çözümü için gerekli uzmanlık alanlarının incelemeye katılmaması hâlinde rapora itiraz edilebilir.
Asıl mesele raporun hangi kurumdan geldiği değil, raporun denetlenebilir olup olmadığıdır.
Malpraktis Bilirkişi Raporu Hangi Hâllerde Hükme Esas Alınamaz?
1. İncelenen Tıbbi Müdahale Belirlenmeden “Uygundur” Sonucuna Varılmışsa
Malpraktis incelemesinde ilk soru son derece basittir:
Hastaya tam olarak ne yapılmıştır?
Bilirkişi raporunda müdahalenin adı, tekniği, amacı ve endikasyonu belirlenmeden yalnızca “yapılan uygulama tıbben uygundur” şeklinde bir değerlendirme yapılması yeterli değildir.
Örneğin bir hastaya uygulanan baş-boyun hareketinin;
tanı amacıyla yapılan bir pozisyon testi mi, nörolojik değerlendirme mi, yoksa tedavi amacıyla yapılan bir yeniden konumlandırma manevrası mı olduğu belirlenmeden işlemin uygunluğu tartışılamaz.
Bir yöntemin tıpta kullanılıyor olması, o yöntemin somut hastada, somut zamanda ve mevcut klinik bulgular altında doğru uygulanmış olduğunu göstermez.
Bilirkişinin incelemesi gereken soru budur.
2. Rapor Kendi Aktardığı Tıbbi Kayıtlarla Çelişiyorsa
Malpraktis bilirkişi raporlarında en önemli inceleme yöntemlerinden biri, raporun sonuç bölümünü raporun kendi aktardığı hasta kayıtlarıyla karşılaştırmaktır.
Örneğin sağlık kayıtlarında;
denge bozukluğu, patolojik nörolojik muayene bulgusu veya anormal görüntüleme bulgusu bulunmasına rağmen sonuç bölümünde “nörolojik patoloji bulunmadığı” belirtilmişse bu farklılığın açıklanması gerekir.
Bilirkişi yalnızca belgeleri sıralamakla görevini tamamlamış olmaz.
Belge ile sonuç arasındaki ilişkiyi açıklamak zorundadır.
Raporun kendi içinde aktardığı önemli bir bulgu sonuç değerlendirmesinde tamamen görünmez hâle gelmişse raporun gerekçesi sorgulanmalıdır.
3. Müdahale ve Tedavinin Zaman Çizelgesi İncelenmemişse
Malpraktis dosyalarında bazen sorun bir işlemin hiç yapılmaması değil, geç yapılmasıdır.
Bu nedenle özellikle acil servis ve nörolojik tablolarda şu zamanların belirlenmesi gerekebilir:
Hastanın hastaneye giriş saati, ilk hekim muayenesi, uzman konsültasyonu istemi, uzman muayenesi, görüntüleme istemi, görüntülemenin yapılması, sonucun hekime bildirilmesi ve tedavinin başlaması.
Bir tetkikin sonunda yapılmış olması, onun zamanında yapıldığını göstermez.
Bir konsültasyonun gerçekleştirilmiş olması da konsültasyonda gecikme bulunmadığını tek başına kanıtlamaz.
Bu nedenle zaman çizelgesi kurulmadan bütün tedavi sürecinin kusursuz olduğunun söylenmesi, bazı dosyalarda raporun en önemli eksikliklerinden birini oluşturabilir.
4. Hastalığın Sonucu ile Patolojik Sürecin Başlangıcı Birbirine Karıştırılmışsa
Tıbbi olaylarda sonucun ortaya çıktığı zaman ile sonuca neden olan patolojik sürecin başladığı zaman her zaman aynı olmayabilir.
Örneğin akut bir nörolojik olayın belirli bir tarihte ortaya çıkmış olması, altta yatan vasküler veya travmatik patolojinin de zorunlu olarak aynı anda başladığını tek başına göstermez.
Bilirkişi raporu illiyet bağını değerlendirirken;
“Sonuç ne zaman ortaya çıktı?”
sorusuyla yetinmemeli;
“Bu sonuca yol açabilecek patolojik süreç ne zaman başlamış olabilir?”
sorusunu da incelemelidir.
Aksi hâlde akut sonucun tarihinden hareketle daha önceki olaylarla illiyet bağının doğrudan dışlanması gerekçesiz bir çıkarıma dönüşebilir.
Normal BT veya Tetkik Sonucu Hastaneyi Otomatik Olarak Sorumluluktan Kurtarır mı?
Hayır.
Bir tetkikin normal çıkması, her türlü patolojinin dışlandığı anlamına gelmez.
Malpraktis incelemesinde yalnızca “tetkik normaldi” denilmesi yeterli değildir. Şu soruların da cevaplandırılması gerekir:
Yapılan tetkik hangi hastalıkları göstermeye elverişlidir? Hastanın öyküsü ve klinik bulguları başka bir görüntüleme yöntemini gerektiriyor muydu? Uzman konsültasyonu gerekli miydi? Hasta gözlem altında tutulmalı mıydı? Taburculuk kararı mevcut klinik tabloya uygun muydu?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.01.2025 tarihli, E.2024/3856, K.2025/532 sayılı kararında da hastanın klinik ve laboratuvar bulguları karşısında taburculuk ve takip sürecinin hastaya özgü veriler üzerinden değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.
Dolayısıyla “BT normal çıktı” cümlesi tek başına bir kusursuzluk gerekçesi değildir.
Aydınlatılmış Onam Bilirkişi Raporunda Ayrıca İncelenmeli midir?
Evet.
Tıbbi müdahalenin teknik olarak doğru yapılıp yapılmadığı ile hastanın müdahale hakkında yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği birbirinden farklı hukuki sorunlardır.
Bilirkişi raporu yalnızca tıbbi müdahaleyi inceleyerek;
“uygulama tıbben uygundur”
sonucuna ulaşabilir.
Ancak mahkeme;
hastaya hangi müdahalenin yapılacağının anlatılıp anlatılmadığını, işlemin önemli risklerinin açıklanıp açıklanmadığını, alternatiflerin belirtilip belirtilmediğini ve hukuken geçerli bir rızanın bulunup bulunmadığını ayrıca incelemek zorundadır.
Dosyada yalnızca genel nitelikte bir “bilgilendirme yapılmıştır” kaydının bulunması, her somut müdahale bakımından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini kendiliğinden göstermez.
Hastanenin Organizasyon Kusuru Nasıl İncelenir?
Malpraktis uyuşmazlığı yalnızca hekimin bireysel eyleminden ibaret olmayabilir.
Özel hastanenin;
konsültasyon sisteminin işleyişi, radyoloji sonuçlarının ilgili hekime ulaştırılması, farklı branşlar arasındaki koordinasyon, acil servis organizasyonu, hasta takibi ve sevk mekanizması da uyuşmazlığın konusu olabilir.
“Organizasyon kusuru bulunmamaktadır” şeklindeki soyut bir cümle yeterli değildir.
Önce organizasyonun somut olayda nasıl işlediği ortaya konulmalı, daha sonra eksiklik bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Güncel Yargıtay ve Danıştay Kararlarında Bilirkişi Raporu
Malpraktis davalarında son dönem yüksek mahkeme kararları, bilirkişi raporlarının yalnızca sonuç bildiren belgeler olmaması gerektiğini açık biçimde göstermektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2024/2321, K.2025/1669, 17.03.2025
Davacının Adli Tıp Kurumu raporuna yönelik itirazlarının ve üniversite hastanesinden yeni rapor alınması talebinin değerlendirilmemesi yeterli görülmemiştir.
Yargıtay; tarafların itirazlarını tartışan, konusunda uzman ve akademik kariyere sahip üniversite öğretim üyelerinden oluşan yeni bir kuruldan gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması gerektiğine karar vermiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2024/3309, K.2025/2261, 17.04.2025
Dosyada Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu ve Üst Kurul raporları bulunmasına rağmen Yargıtay, raporların tüm iddia ve savunmaları karşılamadığını ve yeterince açık ve gerekçeli olmadığını değerlendirmiştir.
Kararda, ilgili uzmanlıklardan ve akademik kariyere sahip hekimlerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği belirtilmiştir.
Bu kararın önemli sonucu şudur:
Bir raporun Adli Tıp Üst Kurulundan gelmesi dahi, eksik veya gerekçesiz raporu hükme esas alınabilir hâle getirmez.
Danıştay 10. Dairesi, E.2021/5773, K.2024/4023, 15.10.2024
Danıştay; tıbbi ihmal dosyalarında bilirkişinin somut tıbbi verilerden hareket ederek nesnel sonuca ulaşması ve kanaatini somut gerekçelerle açıklaması gerektiğini belirtmiştir.
Somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen ve yalnızca varsayıma dayanan bilirkişi raporlarının hükme esas alınması yeterli yargısal güvence sağlamaz.
Bu yaklaşım malpraktis dosyalarında bilirkişi raporuna itirazın temelini özetlemektedir:
Sonuç değil, sonuca nasıl ulaşıldığı denetlenmelidir.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Nasıl Hazırlanmalıdır?
Etkili bir bilirkişi raporu itirazı hazırlanırken rapor önce dava dilekçesiyle değil, hasta dosyasının kendisiyle karşılaştırılmalıdır.
Öncelikle raporda aktarılan tıbbi kayıtlarla sonuç bölümü karşılaştırılmalıdır. Daha sonra bilirkişinin cevaplamadığı dava iddiaları belirlenmeli; müdahalelerin tarih ve saatleri kronolojik şekilde çıkarılmalı; sonuç ile nedensellik değerlendirmesi birbirinden ayrılmalı; aydınlatılmış onam ve organizasyon kusuru ayrıca incelenmelidir.
Son aşamada itiraz, soyut ifadeler yerine bilirkişinin cevaplamak zorunda kalacağı açık sorulara dönüştürülmelidir.
“Rapora katılmıyoruz” şeklindeki itirazın etkisi sınırlıdır.
Buna karşılık;
“Raporda aktarılan X tarihli kayıtta patolojik bulgu bulunmasına rağmen sonuç bölümünde neden normal muayene kabul edildiği açıklanmamıştır.”
şeklindeki bir itiraz doğrudan raporun denetlenebilirliğini hedef alır.
Gerçek Bir Malpraktis Bilirkişi Raporuna İtiraz Dilekçesi
Aşağıdaki metin, özel bir hastaneye karşı yürütülen gerçek bir malpraktis tazminat dosyasında hazırlanan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin yapısı esas alınarak hazırlanmıştır.
Kişisel veriler, taraf ve kurum isimleri, dosya numarası, tarihler ve kişilerin belirlenmesine yol açabilecek tıbbi ayrıntılar çıkarılmış veya genelleştirilmiştir.
Dilekçe örneği her dosyada doğrudan kullanılabilecek matbu bir metin değildir. Buradaki amaç, gerçek bir bilirkişi raporunun hangi yöntemle sorgulanabileceğini göstermektir.
BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ
TÜKETİCİ MAHKEMESİNE
DOSYA NO: …/… E.
DAVACI: [ANONİMLEŞTİRİLMİŞTİR]
VEKİLİ: Av. Mehmet Serhat Tercan
DAVALI: [ÖZEL SAĞLIK KURULUŞU – ANONİMLEŞTİRİLMİŞTİR]
KONU: Adli Tıp Kurumu tarafından sunulan bilirkişi raporuna itirazlarımızın ve yeniden bilirkişi incelemesi talebimizin sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR
Dosyaya sunulan bilirkişi raporu, müvekkile uygulanan tıbbi müdahalenin niteliğini açık biçimde ortaya koymadan müdahaleyi uygun bulmuş; kendi içerisinde aktardığı patolojik klinik bulguları sonuç bölümünde karşılamamış; illiyet bağı bakımından tartışılması gereken tıbbi süreci incelemeden sonuca ulaşmış ve Mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilmesi istenen aydınlatma hususunda yeterli inceleme yapmamıştır.
İtirazlarımız tarafların tıbbi değerlendirme konusunda farklı düşünmesinden ibaret değildir.
Raporda yer verilen tıbbi kayıtlarla ulaşılan sonuç arasında açıklanması gereken somut farklılıklar bulunmaktadır.
Bilirkişi raporu, davalı tarafın savunmasının teknik terimlerle tekrarlandığı bir metin olamaz.
Bilirkişinin görevi; uygulamanın neden doğru veya yanlış kabul edildiğini somut hasta, somut müdahale ve somut tıbbi kayıt üzerinden açıklamak ve bilimsel gerekçesini ortaya koymaktır.
İncelenmeyen bir iddia yalnızca “tıbben uygundur” denilerek bertaraf edilemez.
I. UYGULANAN TIBBİ MÜDAHALENİN NİTELİĞİ BELİRLENMEDEN UYGUNLUK SONUCUNA VARILMIŞTIR
Uyuşmazlığın önemli noktalarından biri, hastanın nörolojik yakınmalarla sağlık kuruluşuna başvurduğu sırada gerçekleştirilen fiziksel müdahaledir.
Raporda;
uygulanan işlemin tam adı ve tekniği, tanı amacıyla mı yoksa tedavi amacıyla mı yapıldığı, hangi muayene bulgusunun işlemi gerektirdiği, hastanın travma öyküsünün ve eşlik eden yakınmalarının nasıl değerlendirildiği ve işlem öncesi ile sonrası klinik durumun ne olduğu açıklanmamıştır.
Buna rağmen müdahalenin “tıbben uygun” olduğu sonucuna varılmıştır.
Raporda müdahalenin kimliği belirlenmemişken uygunluk sonucu bulunmaktadır.
Bir yöntemin tıp uygulamasında mevcut olması, o yöntemin her hastada ve her aşamada uygun olduğunu göstermez.
Değerlendirilmesi gereken husus, somut hastaya somut klinik tablo altında gerçekleştirilen belirli müdahalenin tıbbi standarda uygun olup olmadığıdır.
II. RAPORDA AKTARILAN PATOLOJİK BULGULAR SONUÇ BÖLÜMÜNDE DEĞERLENDİRİLMEMİŞTİR
Bilirkişi raporunun tıbbi kayıtları aktardığı bölümde hastada patolojik nörolojik bulgular bulunduğu görülmektedir.
Buna karşılık raporun sonuç bölümünde nörolojik değerlendirmede önemli bir patoloji bulunmadığı kabul edilmiştir.
Bu iki değerlendirme arasındaki fark açıklanmamıştır.
Patolojik bulgular sonradan gelişmiş ise ne zaman ortaya çıktığı ve bu sırada hangi tıbbi işlemlerin gerçekleştirildiği değerlendirilmelidir.
Bulgular ilk başvuruda mevcut ise neden fark edilmediği veya ileri incelemeye esas alınmadığı açıklanmalıdır.
Bilirkişilik görevi sağlık kayıtlarının ardı ardına sıralanmasıyla değil, kayıtların birbiriyle ilişkisinin açıklanmasıyla yerine getirilebilir.
III. TANI VE TEDAVİ SÜRECİNİN ZAMAN ÇİZELGESİ ORTAYA KONULMAMIŞTIR
Raporda;
acil servise giriş, ilk hekim değerlendirmesi, gerçekleştirilen müdahale, uzman konsültasyonu istemi, uzman muayenesi, görüntüleme istemi, görüntülemenin gerçekleştirilmesi, sonucun bildirilmesi ve tedavinin başlamasına ilişkin saatler karşılaştırılmamıştır.
Tetkikin yapılmış olması, zamanında yapıldığını göstermez.
Uzman konsültasyonunun sonunda gerçekleştirilmiş olması da konsültasyonda gecikme yaşanmadığını göstermez.
Bu zaman çizelgesi ortaya konulmadan tüm teşhis, tetkik, tedavi ve takip sürecinde herhangi bir eksiklik bulunmadığı sonucuna ulaşılması denetlenebilir değildir.
IV. SONUCUN AKUT OLMASINDAN HAREKETLE PATOLOJİK SÜRECİN BAŞLANGICI İNCELENMEMİŞTİR
Raporda akut gelişen nörolojik sonucun belirli bir tarihe ait olduğu belirtilmiş ve önceki süreçle illiyet bağı bu değerlendirmeden hareketle dışlanmıştır.
Ancak akut olan klinik sonucun tarihi ile bu sonuca yol açabilecek patolojik sürecin başlangıcının aynı olduğu hangi tıbbi bulguya dayanılarak kabul edilmiştir?
Bu iki zamanlama birbirinden ayrılmadan illiyet bağının değerlendirilmesi eksik inceleme niteliğindedir.
Dosyadaki tıbbi kayıtlarda travma sonrası gelişen vasküler patolojiye ilişkin değerlendirmeler bulunmasına rağmen bu kayıtların neden benimsenmediği de açıklanmamıştır.
Karşıt yöndeki somut tıbbi kayıtlar yalnızca sonuç bölümünde anılmayarak etkisiz hâle getirilemez.
V. İLK TETKİKİN NORMAL OLMASI BÜTÜN İNCELEME VE TAKİP YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN YERİNE GETİRİLDİĞİNİ GÖSTERMEZ
İlk başvuruda gerçekleştirilen görüntülemenin normal değerlendirilmesi, hastanın bütün olası patolojiler bakımından incelendiğini kendiliğinden göstermez.
Hastanın travma mekanizması, bildirdiği yakınmalar, klinik bulguları ve mevcut tetkikin teknik sınırları birlikte değerlendirilmelidir.
Yapılan görüntülemenin hangi patolojileri dışlamaya elverişli olduğu; ileri görüntüleme, uzman değerlendirmesi veya gözlem gerekip gerekmediği açıklanmalıdır.
Yetersiz tetkik iddiası, yalnızca “ilk görüntüleme normaldir” şeklindeki genel bir ifadeyle cevaplandırılamaz.
VI. AYDINLATILMIŞ ONAM KONUSUNDA YETERLİ İNCELEME YAPILMAMIŞTIR
Mahkeme tarafından hastanın riskler ve komplikasyonlar konusunda bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin değerlendirilmesi istenmiş olmasına rağmen raporda;
hangi aydınlatma belgesinin incelendiği, belgenin hangi müdahaleye ait olduğu, bilgilendirmenin hangi tarihte yapıldığı ve bilgilendirmenin kapsamının yeterli olup olmadığı açık biçimde değerlendirilmemiştir.
Tıbbi müdahalenin teknik olarak uygun bulunması ile hastanın aydınlatılmış rızasının bulunması birbirinden farklı meselelerdir.
Sonraki tarihte yapılan genel bir bilgilendirme kaydı, önceki tarihli bir müdahale bakımından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini geriye dönük olarak ispatlamaz.
VII. ORGANİZASYON KUSURU BULUNMADIĞI SONUCU SOMUT KAYITLARLA GEREKÇELENDİRİLMEMİŞTİR
Raporda organizasyon hatası bulunmadığı belirtilmesine rağmen;
uzman konsültasyonuna erişim süresi, acil servis ile ilgili uzmanlık birimleri arasındaki koordinasyon, tetkik sonuçlarının bildirilmesi ve hasta sevk süreçleri somut kayıtlarla incelenmemiştir.
İşleyişin nasıl gerçekleştiği ortaya konulmadan işleyişte herhangi bir eksiklik bulunmadığı sonucuna varılamaz.
VIII. YENİ BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ GEREKLİDİR
HMK m.279 uyarınca bilirkişi raporu maddi vakıaları, incelemeyi, gerekçeyi ve sonucu içermelidir.
HMK m.281 uyarınca rapordaki eksikliklerin giderilmesi veya yeni bilirkişi incelemesi yapılması talep edilebilir.
HMK m.282 uyarınca ise mahkeme bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Somut olayda;
tıbbi müdahalenin niteliği yeterince belirlenmemiş, patolojik bulgular arasındaki farklılık açıklanmamış, müdahale ve tetkiklerin zamanlaması incelenmemiş ve aydınlatılmış onama ilişkin temel sorular karşılanmamıştır.
Bu eksiklikler yalnızca önceki sonucun yeniden tekrar edilmesiyle giderilemez.
Bu nedenle dosyanın uyuşmazlığın niteliğine göre ilgili uzmanlık alanlarının yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetine gönderilmesi ve tarafların itirazlarının her birini ayrı ayrı karşılayan, gerekçeli ve denetime elverişli yeni rapor alınması gerekmektedir.
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adli Tıp Kurumu bilirkişi raporuna itirazlarımızın kabulüne, raporun mevcut hâliyle hükme esas alınmamasına, eksik tıbbi kayıt ve zaman verilerinin tamamlanmasına, dosyanın uyuşmazlığın gerektirdiği uzmanlık alanlarından oluşturulacak yeni ve bağımsız bilirkişi heyetine gönderilmesine ve aşağıda belirtilen soruların her birinin ayrı ayrı ve bilimsel gerekçeleriyle cevaplandırılmasına karar verilmesini talep ederiz.
Yeni Bilirkişi İncelemesinde Sorulması Gereken 9 Soru
Malpraktis bilirkişi raporuna itiraz hazırlanırken yeni bilirkişiye yalnızca “kusur var mıdır?” sorusunun yöneltilmesi çoğu dosyada yeterli değildir.
Uyuşmazlığın düğüm noktalarının ayrı ayrı sorulması gerekir.
1. Uygulanan müdahale tam olarak nedir ve endikasyonu nedir?
İşlem tanısal mı yoksa tedavi amacıyla mı gerçekleştirilmiştir? Hangi somut muayene bulgusu işlemi gerekli kılmıştır?
2. İşlem öncesinde risk değerlendirmesi yapılmış mıdır?
Hastanın travma öyküsü, ağrı, kusma, bayılma, denge bozukluğu veya diğer yakınmaları başka bir tetkik veya uzman değerlendirmesini gerekli kılıyor muydu?
3. Sağlık kayıtlarındaki farklı nörolojik bulgular nasıl açıklanmaktadır?
Normal olarak değerlendirilen ilk muayene ile daha sonra saptanan patolojik bulgular arasındaki farklılığın nedeni nedir?
4. Müdahale, konsültasyon, görüntüleme ve tedavi hangi saatlerde gerçekleşmiştir?
Tanı veya tedavide gecikme bulunmakta mıdır? Varsa bunun klinik sonuca etkisi nedir?
5. Müdahale sonrasında objektif klinik değişiklik meydana gelmiş midir?
İşlem öncesi ve sonrası hasta kayıtları karşılaştırıldığında kötüleşme bulunmakta mıdır ve bunun müdahaleyle ilişkisi değerlendirilebilir mi?
6. Patolojik sürecin başlangıcı ile klinik sonucun ortaya çıkışı ayrı ayrı değerlendirilebilir mi?
Akut bir sonucun belirli tarihte ortaya çıkması, altta yatan patolojinin de aynı tarihte başladığını bilimsel olarak göstermekte midir?
7. İlk başvuruda yapılan tetkik ve takip yeterli midir?
Mevcut görüntülemenin teknik sınırları nelerdir? Hastanın klinik tablosu ileri tetkik, uzman konsültasyonu veya gözlem gerektiriyor muydu?
8. Aydınlatma ve hastane organizasyonu yeterli midir?
Hangi müdahale öncesinde hangi bilgilendirme yapılmıştır? Konsültasyon, sonuç bildirimi, hasta takibi veya sevk süreçlerinde eksiklik bulunmakta mıdır?
9. Tespit edilen hata veya gecikmenin hastaya verdiği ek zarar ayrıştırılabilir mi?
Uygunsuz müdahale veya gecikmenin geçici ya da kalıcı zarar üzerindeki etkisi bilimsel olarak belirlenebiliyor mu?
Bu soruların amacı bilirkişiyi belirli bir sonuca yönlendirmek değildir.
Amaç, “kusur yoktur” veya “uygulama uygundur” biçimindeki genel sonuçların altında hangi tıbbi değerlendirmelerin bulunduğunu görünür hâle getirmektir.
Malpraktis Davasında Yeni Bilirkişi Heyeti Talep Edilebilir mi?
Evet.
HMK m.281 kapsamında mahkeme bilirkişiden açıklama veya ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için yeni bilirkişi aracılığıyla yeniden inceleme de yaptırabilir.
Malpraktis dosyasında mevcut raporun temel sorunu yalnızca küçük bir açıklama eksikliği değil;
inceleme yönteminin yetersizliği, gerekli uzmanlık alanlarının bulunmaması, tarafların temel itirazlarının karşılanmaması veya raporun kendi içinde çelişkili olması ise yeni ve farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınması talep edilebilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararlarında da Adli Tıp raporlarının yetersiz bulunduğu dosyalarda akademik kariyere sahip üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak yeni bilirkişi heyetlerinden gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması gerektiği yönünde kararlar bulunmaktadır.
Aynı Bilirkişiden Ek Rapor mu, Yeni Heyet mi?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Rapordaki problem sınırlı bir açıklama eksikliğinden ibaretse ek rapor yeterli olabilir.
Ancak bilirkişi;
temel dava teorisini hiç incelememiş, kritik tıbbi kayıtları değerlendirmemiş, önemli çelişkileri görmezden gelmiş veya tartışmanın bütününü yanlış bir zeminde kurmuşsa aynı kuruldan alınacak ek rapor yalnızca önceki sonucun genişletilmiş tekrarına dönüşebilir.
Bu nedenle talep, rapordaki eksikliğin niteliğine göre belirlenmelidir.
Bilirkişi Raporu Aleyhe Çıkarsa Malpraktis Davası Kaybedilmiş Olur mu?
Hayır.
Aleyhe bilirkişi raporu davanın önemli bir aşamasıdır ancak tek başına davanın kaybedildiği anlamına gelmez.
Asıl soru şudur:
Rapor doğru sorulara cevap vermiş midir?
Mahkemenin ve tarafların denetimine açık mıdır? Somut tıbbi kayıtlara dayanmakta mıdır? Tarafların itirazlarını karşılamakta mıdır? Bilimsel gerekçesi açıklanmış mıdır? İlgili uzmanlık alanları incelemeye katılmış mıdır?
Bu soruların cevabı olumsuzsa rapora karşı teknik ve gerekçeli itiraz gündeme gelir.
Malpraktis Bilirkişi Raporuna İtirazda En Sık Yapılan Hata Nedir?
En sık karşılaşılan hata raporun sonucuna itiraz edilip raporun yöntemine itiraz edilmemesidir.
“Bilirkişi hekimin kusursuz olduğunu söylemiştir ancak hekim kusurludur” şeklindeki bir tartışma çoğu zaman aynı sonucun tekrarına neden olur.
Bunun yerine;
hangi kayıt incelenmedi, hangi bulgu sonuçla çelişiyor, hangi tıbbi standart açıklanmadı, hangi zaman aralığı değerlendirilmedi ve hangi soruya cevap verilmedi,
bunların gösterilmesi gerekir.
Malpraktis bilirkişi raporuna itiraz, sonuçla kavga etmek değil; sonuca giden yolu denetlemektir.
Sık Sorulan Sorular
Adli Tıp Kurumu raporuna itiraz edilebilir mi?
Evet. Adli Tıp Kurumu raporları kesin delil değildir. HMK kapsamında eksik, çelişkili veya yetersiz rapora itiraz edilerek ek rapor veya yeni bilirkişi incelemesi talep edilebilir.
Bilirkişi raporuna itiraz süresi kaç gündür?
HMK m.281 uyarınca hukuk yargılamasında bilirkişi raporuna itiraz süresi, raporun taraflara tebliğinden itibaren kural olarak iki haftadır.
Mahkeme Adli Tıp raporuna uymak zorunda mıdır?
Hayır. HMK m.282 uyarınca hâkim bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Adli Tıp raporundan sonra üniversiteden rapor alınabilir mi?
Somut dosyanın özelliklerine göre evet. Mevcut raporun yetersiz veya çelişkili olması hâlinde ilgili uzmanlık alanlarından akademisyenlerin yer aldığı yeni bilirkişi heyetinden rapor alınması talep edilebilir.
Bilirkişi tarafların itirazlarını cevaplamak zorunda mıdır?
Raporun uyuşmazlığın esaslı noktalarını ve mahkeme tarafından yöneltilen soruları karşılaması, gerekçeli ve denetlenebilir olması gerekir. Esaslı bir itirazın tamamen cevapsız bırakılması raporun hükme esas alınabilirliğini tartışmalı hâle getirebilir.
Onam formunun bulunması hastaneyi otomatik olarak sorumluluktan kurtarır mı?
Hayır. Onam formunun varlığı ile hastanın müdahalenin niteliği, önemli riskleri ve sonuçları konusunda gerçekten aydınlatılması aynı şey değildir. Aydınlatmanın kapsamı somut müdahale bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç
Malpraktis davasında bilirkişi raporuna itiraz, yalnızca rapordaki sonuca karşı çıkmak değildir.
Etkili bir itiraz;
tıbbi kayıt ile bilirkişi sonucu arasındaki bağlantıyı denetler, raporun cevaplamadığı soruları görünür hâle getirir, kronolojiyi ortaya çıkarır ve bilirkişiyi genel değerlendirmeler yerine somut bilimsel gerekçe açıklamaya zorlar.
Bir raporun kurumsal kaynağı, oybirliğiyle düzenlenmesi veya teknik terimler içermesi tek başına raporu denetlenebilir hâle getirmez.
Malpraktis dosyalarında belirleyici olan, raporun somut hastaya, somut tıbbi kayıtlara ve somut müdahaleye gerçekten cevap verip vermediğidir.
Yazar Hakkında
Av. Mehmet Serhat Tercan
Av. Mehmet Serhat Tercan, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat ve Tercan Avukatlık Bürosu'nun kurucusudur.
Çalışmalarında karmaşık dava ve uyuşmazlıkların vakıa analizi, delil yapısı, bilirkişi incelemeleri ve yargılama stratejisinin birlikte değerlendirilmesine odaklanmaktadır.
Bilirkişi raporlarının incelenmesinde raporun yalnızca sonuç kısmını değil; dayandığı belgeleri, cevaplandırılmayan iddiaları, iç çelişkileri ve sonuca ulaşırken kullanılan yöntemi birlikte değerlendiren bir çalışma yaklaşımı izlemektedir.
Av. Mehmet Serhat Tercan hakkında daha fazla bilgi →
İstanbul / Kadıköy Ofis Bilgileri
Tercan Avukatlık Bürosu
Fenerbahçe Mah.
Fener Kalamış Cad. No:65/3
Kadıköy / İstanbul
Hukuki Bilgilendirme: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bilirkişi raporuna yapılacak itirazın kapsamı, görevli ve yetkili mahkeme, uygulanacak hukuk kuralları ve talep edilecek bilirkişi heyeti her somut uyuşmazlığın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
