Türkiye'de Yükselen Dolar Kuru Karşısında Döviz Borcu Olanların Hukuki Durumu

dolar borcu olanlar ne yapmalı 2018

Uyarlama / Emprevizyon / İşlem Temelinin Çökmesi / Sözleşmelerin Değişen Koşullara Uyarlanması / Kira Sözleşmesi’nde Uyarlama / Yüksek Döviz / Dolar Borcu(Dövizle borçlanma yasağı öncesi yazılmıştır.)

TBK 138:  III. Aşırı ifa güçlüğü

“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. “

“Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.”

Türk Borçlar Kanunu, Madde 138’de “aşırı ifa güçlüğü”  başlığı altında düzenlenen bu hükümle tüm sözleşme temelli ilişkilerde “edimler arası aşırı dengesizlik” olgusunun söz konusu olması durumunda durum maddenin diğer şartlarına da haiz ise tarafların hakime başvurarak sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde dönme hakkına sahip olunduğu şeklinde düzenlenme yapılmıştır. Son günlerde ülkemizi ve dünya piyasalarını derinden etkileyen ani ve öngörülemez şekilde gelişen olaylar silsilesi (darbe girişimi,  küresel kriz,  ABD seçimleri, artan terör hadiseleri ve akabinde küresel para politikasında ki ani değişim vb.) döviz kurları üzerinde öngörülebilirlikten uzak olduğu iddia olunabilecek şekilde yukarı yönlü kuvvetli etkide bulunmuş ve bu durum özellikle karşı edimi döviz olan kira sözleşmeleri akdedenleri ve döviz ile borçlanılmış diğer sözleşme türleri için TBK 138 uygulamasını akıllara getirmiştir.

Sözleşmeler Hukukunda asıl olan ahde vefa ilkesidir. Ancak istisnai olarak hakkaniyet prensibi çerçevesinde edimler arası dengenin katlanılamaz derecede bozulduğu ve bir taraftan ifanın beklenmesinin dürüstlük kuralına aykırı olacağı, işlem temelinin çöktüğü durumlar söz konusu olabilir. Bu durumda tüm sözleşme türleri için TBK Madde 138’de anılan düzenleme yapılmıştır. Ancak hemen burada belirtmek gerekir ki Eser Sözleşmeleri söz konusu olduğunda TBK 480/2 Eser Sözleşmeleri için özel hüküm niteliğinde olduğundan öncelikli olarak uygulama alanı bulacaktır.

Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması yoluna gidilmeden önce TBK 138’in uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Öncelikle somut olaya ilişkin veriler ile birlikte maddenin lafzı ve ruhundan kaynaklanan şartları göz önünde bulundurulmalı ve konuya ilişkin doktrin görüşlerinin yanı sıra Yargıtay kararları ışığında değerlendirme yapılmalıdır.

 

TBK 138’in getirdiği istisna üzerine bir sözleşmenin uyarlanabilmesi için;

1. Sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan, olağanüstü bir durumun varlığı,

2. Uyarlama talebi olan tarafın sözleşmeyi yaparken olağanüstü durumu öngörmemiş olması ve öngörmesinin beklenmemesi,

3. Uyarlama hakkından feragat edilmemiş olması,

4. Uyarlama isteyen tarafın uyarlamaya konu borcunu ifa etmemiş yahut ihtirazi kayıt ile ifa etmiş olması.(İhtirazi kayıt ile ifa edilmiş borç için de uyarlama talep edilemeyeceği yönünde görüşler doktrinde savunulmaktadır.)

5. Borçlunun aşırı ifa güçlüğüne düşmüş olması,

6. Borcun ifasının beklenmesinin ve ahde vefa ilkesine öncelik tanınmasının somut olayda MK 2’ ye aykırılık teşkil edecek olması, gerekmektedir.

 

Kanuna göre Uyarlama Talep Edilebilmesinin Yukarıda Yer Alan Şartlarını İncelemek Gerekirse;

 

1.SÖZLEŞME YAPILDIKTAN SONRA ORTAYA ÇIKAN, OLAĞANÜSTÜ BİR DURUMUN VARLIĞI,

Olağanüstü durum, günümüzde Türk Hukuku, Fransız Hukuku kökenli emprevizyon görüşünden ziyade Alman Hukuku temelli işlem temelinin çökmesi görüşüne ağırlık verme eğiliminde olduğu için önceden yalnızca geniş kitleleri etkileyen (ülke çapında, dünya çapında) kriz, deprem, sel vb. felaketlerin gerçekleşmiş bulunması uyarlamanın şartı iken artık daha küçük çapta bir olağanüstü durumun ( işyerinin, evin bulunduğu mahallenin yanması vb. ) gerçekleşmiş bulunması da uyarlama talebinin kapsamı içerisinde kabul edilebilmektedir.

Sözleşme yapıldıktan "ÖNCE"  ortaya çıkan benzeri durumlarda Uyarlama (TBK 138)’den değil şartları yerine gelmişse Hata (TBK 32) ‘den söz edilebilir. Yani sözleşmenin kurulmasından ya da kurulmuş sayılmasından sonra ortaya çıkan bir olağanüstü durum bulunmalıdır.

2.UYARLAMA TALEBİ OLAN TARAFIN SÖZLEŞMEYİ YAPARKEN OLAĞANÜSTÜ DURUMU ÖNGÖRMEMİŞ OLMASI VE ÖNGÖRMESİNİN BEKLENMEMESİ,

Tacir olmayan sözleşme tarafı açısından değerlendirme yapılması gerekirse tacir olmayan gerçek ve tüzel kişilerin ülke piyasalarının ve küresel piyasaların anormal seyri sonucu döviz kurlarının günümüzde ki oranda sapma göstereceğini öngörmelerinin beklenmesi MK 2’ye aykırı olacaktır. Ancak ülkemiz açısından durum farklıdır. Yargıtay içtihatları ile de ortaya konulduğu üzere devalüasyon, TL’nin ani değer kaybı veya ekonomik darboğazlar Türkiye’de toplumun genelince öngörülen ve öngörülmesi beklenen olgulardır.

Tacirler açısından ise öngörebilirliğin sınırları çok daha geniş tutulmaktadır. Türk Ticaret Kanunu 18/2 maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiret; tedbir, sağduyu, öngörü olarak açıklanmaktadır. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni DEĞİL, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli öngörülü bir tacirden beklenen özenin gösterilmesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Gerekli tedbirleri almadan sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin alabileceği tedbirlerle önleyebileceği bir imkansızlığa dayanması kabul edilmemektedir. Bu sebeplerle tacirlerin ekonomik kriz, devalüasyon, döviz kurunun ani yükselişi gibi olağanüstü gelişmeleri öngörmelerinin ve önlem almalarının beklenmesi yönünde ki kanaat tüketicilere oranla çok daha yüksek olacaktır.

Nitekim 12.11.2014 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tüketici davacı aleyhine;

“Türkiye'de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. “                    

şeklinde hüküm tesis etmiştir.  Kararın tüketici aleyhine olduğu gözetildiğinde tüketiciler için dahi öngörmenin sınırları ülkemizde “dövizin ani değer kazanması ve ekonomik kriz” konularında geniş tutulmaktadır.

Özet olarak Yargıtay ve Türk Hukuk uygulaması döviz kuru artışı ve ekonomik kriz olgularını Türk ekonomik sisteminde olağan görmekte ve uyarlamanın koşullarından öngürülemezlik şartının oluşmadığından bahisle bu yöndeki talepleri reddetmektedir.

Ancak ülkemizde Ağustos 2018 tarihi itibariyle gerçekleşen ani kur artışı kanaatimce bu kapsam dahilinde yer almamalıdır. Nitekim tüm devlet kurumları ülke yönetiminde yer alan iktidarından muhalefetine kadar tüm otoriteler defaatle dile getirmektedir ki bu yaşanan bir ekonomik kriz değil yaşanan artış suni ve öngörülebilecek olanın, gerçek değerin çok üzerindedir. Bu kapsamda yaşanan kur değişimi ekonomik ve ideolojik bir saldırıdır. Keza Amerika Birleşik Devletleri tarafından ülkemize gerçekleştirilen yaptırımlar, ambargo niteliğine bürünmüş olmakla bu iki olgu birlikte değerlendirildiğinde Yargıtayca önceki kararlarda dayanılan öngörülebilirlik kriterlerini sağlamamakta ve öngörülemez bir kur yükselişine politik nedenlerle sebebiyet verilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla uyarlama taleplerinde öngörülememe şartının oluşmuş bulunduğu kanaatindeyim. 

3.UYARLAMA HAKKINDAN FERAGAT EDİLMEMİŞ OLMASI,

Uyarlama hakkından feragat edilmiş ise artık uyarlama talep etmeniz mümkün olmamakla birlikte tacir olmayanlar için Genel İşlem Koşulları (TBK 20vd.) denetimi (ve TMK Madde 23) gözetilmeden salt feragatin varlığı sebebiyle uyarlama talebinin söz konusu olmayacağına kanaat getirilmemeli öncelikle bu denetimler düşünülmelidir.

4.UYARLAMA İSTEYEN TARAFIN UYARLAMAYA KONU BORCUNU İFA ETMEMİŞ YAHUT İHTİRAZİ KAYIT İLE İFA ETMİŞ OLMASI.

Borçlu borcunu ifa etmemiş yahut ihtirazi kayıt ile ifa etmiş olmalıdır. İhtirazi kayıt olmadan ifa edilmiş edimlere ilişkin uyarlama davası açılamayacağı maddenin açık hükmünden anlaşılmaktadır.

5.BORÇLUNUN AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜNE DÜŞMÜŞ OLMASI,

Uyarlama talebinde bulunulması için yalnızca edimler arası dengenin bozulmuş olması yetmemekte ek olarak borçlunun aşırı ifa güçlüğü çekiyor olması da gerekmektedir.

6.BORCUN İFASININ BEKLENMESİNİN VE AHDE VEFA İLKESİNE ÖNCELİK TANINMASININ SOMUT OLAYDA MK 2’ YE AYKIRILIK TEŞKİL EDECEK OLMASI, GEREKMEKTEDİR.

SONUÇ:

Tüm bu koşulları birlikte sağlayan sözleşme tarafı hakime uyarlama talebiyle başvurabilir. Ancak tekrardan unutulmamalıdır ki eser sözleşmelerinde TBK 480/2 özel hüküm olduğundan öncelikle değerlendirilmelidir.  Kira ilişkisinden kaynaklı davalar miktara bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde görüldüğü için görevli mahkeme Sulh Hukuk’tur. Hakim sözleşmeyi kendi başına fesh edemez veya dönemez uyarlama talep edenin talebi yerinde görülür fakat sözleşmenin uyarlanması mümkün olmaz ise talep eden sözleşmeden dönebilir yahut fesh edebilir. Kısa süreli kira sözleşmeleri için Yargıtay içtihatları uyarınca uyarlama talep edilmesi öngörebilirlik şartı açısından tavsiye olunmamakla birlikte süresiz kira sözleşmelerinde de uyarlama davası açılması yerine fesih hakkı kullanılması daha uygun olacaktır.

 

​(Dövizle borçlanma yasağı öncesi yazılmıştır.)

Web sitemizde yer alan bu ve benzeri bilgiler öneri, tavsiye veya hukuki mütalaa değildir. Yazarımız veya büromuz bu sitede yer alan çözümlere, bilgilere, metinlere veya yayınlara dayanılmasından, kullanılmasından hareketle zarara uğranmasından dolayı sorumluluk kabul etmez. Bu yazının tüm fikri sinai hakları Av. Mehmet Serhat Tercan'a aittir. İzin alınmadan kullanılamaz ve kopyalanamaz.

Mehmet Serhat Tercan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sözleşme uyarlama, kira sözleşmesi bedel indirimi, Dolar Borcu Olanlar, Kriz nedeniyle Sözleşmeler , Doların yükselmesi, Dolar yükselince dolar ödemesi olanlar, Türkiye'de Yükselen Dolar Kuru Karşısında Döviz Borcu Olanların Hukuki Durumu / Dolar Borcu Olanlar/ dolar borcu olanlar ne yapmalı